Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2015 Salı

Eğer yeniden başlasaydım yaşamaya...

Eğer yeniden başlasaydım yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneşin doğuşunu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu, hayali olanların yerine.

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
Yeniden başlasaydım eğer, yalnızca mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlk baharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
Ölüyorum...

Jorge Luis Borges



Per aspera ad astra!

30 Eylül 2013 Pazartesi

Kaldırımlar


Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
 
N. F. Kısakürek

19 Eylül 2013 Perşembe

Weimar'da


Şehirde, şairlerin
Bütün hayatlarını adadıkları
Kaliteye, aşka ve ölüme
Birer kurban gibi,
Herkes gibi
Zamanın içinde, zamanı faketmeden
Ölümlü olduklarını geç bir zamanda anladıkları
Bu şehirde, ben de gezdim...

Hayatın bütün renklerini
bir an, bir yanılsama
resmi gibi görüp,
sonra hiçbir şey olmamış gibi,
bir rüya gibi çekip gittikleri
bir milletin kültür kalbi,
sembolü bir şehrin sokaklarını
ben de adımladım işte...

Sızılar girdi bazen yüreğime
bazan gülücüklerle gerildi yüz hatlarım
hayranlıkla izlediğim hayat hikayelerinde;
insanı ve kendimi
insanlığın onulmaz serüvenini
bir kere daha,
derinliğine,
bu yad ellerde,
Göthe ve Schiller'in evinde
bir belgesel film eşliğinde
Ben de seyrettim...

Ve yüreğimi bin kerelerden
bir kere daha
kurdum Weimar'da...

3 Ekim 1997, Weimar-Almanya...


Per aspera ad astra!

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Birkaç Beyit

Adam, adamdır eğer olmaz ise bir pulu
Eşek yine eşektir, atlastan olsa çulu.(La edri)

Dene altını mihenk taşında
Dahi insanı, bir iş başında…

Düşenin dostu olmaz demişler düşte görürsün,
 Sen o zaman dostları, düşte görürsün

Gökten nazire indi sihamı kazasına
 Nef'î diliyle uğradı Hakkın belasına… (Nef’i)

Kendi kendine ettiğin âdem
Bir yere gelse edemez âlem.(Adlî)

Güden çoban sürüyü döndürünce ters yöne
Geçmez mi sürüdeki topal koyun en öne.(La edri)

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz 
Şahsın görünür, rütbe-i aklı eserinde.(Ziya Paşa)


Söz bilirsen söyle senden ibret alsınlar
 Söz bilmezsen sükût eyle seni adam sansınlar.

Muradını anlarız ol gamzenin izanımız vardır
Belî söz bilmeyiz, ama biraz irfanımız vardır.(Nedim)
***
Gafletlere, zilletlere, zulmetlere lanet
Sen doğ bize, sen doğ bize ey fecri hakikat (kurtuluş sabahı). (Tevfik Fikret)

Avazeyi bu âlemde Davud gibi sal
Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş.(Baki)

Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni
Yatma tilki gölgesinde, ko yesin aslan seni.
(Namertlerin ve tilkilerin mevsimi, bu mevsim.)

Şecaat arz ederken merdi kıpti sirkatin söyler.(Koca Ragıp Paşa)

Cihanda âdem olan bî gam olmaz
Anınçün  bî gam olan âdem olamaz.(Necati)
(Sözün özü, insan olanda gam, keder eksik olmaz.)

Âdem odur ki adını âlemde andıra
Âlemde ad kalır âdem gelir gider.(Âdem Dede)

Âdeme âdem gerektir, âdem etsin âdemi
Âdem âdem olmayınca netsin âdem âdemi.  (Ziya Paşa)

Arif isen bir gül yeter kokmağa
 Cahil isen gir bahçeye, yıkmağa.(La edri)

Muini zalimin dünyada erbabı denaettir
Köpektir, zevk alan sayyad-ı bî insafa hizmetten.(Namık Kemal)
(Zalimlerin dünyadaki yardımcıları alçaktır/İnsafsız zalimlere hizmet etmekten zevk alanlar köpektir.)

Eylesen tutiyi talimi edayı kelimat
Sözü insan olur ama, özü insan olmaz. (Fuzuli)
(Kuşlara söz öğretsen, sözü insan sözü olur ama, özü insan olamaz…)
***
Nâdir bulunur tıynet-i kâmilde kusûr
Kem-mâyeden eyler ne ki eylerse zuhûr. (Ragıp Paşa)
(Olgun ve asil insanda hatalar nadiren olur. Ancak, asalet fukaralarından çıkar, ne çıkarsa.)

Dün öldü, bugün ise, sanki can çekişmede
Yarın henüz doğmadı, doğmayacak belki de. (Bisr-i Hafi)

Cümlenin maksûdu, bir amma rivâyet muhtelif (Muhibbi)
(Herkesin istediği aynı, ancak yolları farklı.)
Per aspera ad astra!

19 Mayıs 2013 Pazar

Demokrasi Baharı ve Demokrasi Yalanı

Ben Basra'dan Ömer...


Belki haberin yoktur diye yazıyorum 

Franks;

Önce demokrasi yağdı göklerden

Sonra özgürlük geçti üstümüzden

Palet palet...

Ve insan hakları namlularından

Yüzü maskeli adamların

Saniyede bilmem kaç bin adet.

Demokrasi bizim eve de isabet etti
Bir gün sonra anladım ayaklarımın 

koptuğunu
Babamın vücudunda
Tam on sekiz adet
İnsan hakları saymışlar.

Annem zaten yoktu
Ben doğarken
İlaç yokluğundan ölmüş.
Ambargo falan dediler ya
Anlamadım, çocuk aklı işte
Sen daha iyi bilirsin...


Sizde de barış böyle midir Franks?
İnsan hakları çocukları yetim,
ve ayaksız bırakır mı orada da?
Ya demokrasi?
Güpegündüz pazara düşer mi?

Ve zenginlik...
İnsanları korkudan uykusuz bırakır mı?
Ve kuşlar gökyüzünü terkeder mi orada da?
Babamla söylediğim son dua dilimde,
Ayaklarım hastanede,
Ve giymeye kıyamadığım ayakkabılar
Elimde kaldı...

Çocuğun var mı Franks?
Al... çocuğuna götür onları
Bir işe yarasın.
Kimbilir baktıkça,
Belki beni hatırlarsın.


"Bu nasıl demokrasi Franks?
Düştüğü yeri yaktı
Merhamet hür dünyaya
Bu kadar mı Irak'tı?"

Basralı Ömer

10 Ocak 2012 Salı

MERDİVEN


Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak



Sular sarardı yüzün perde perde solmakta

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta



Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller

Durur dallarda alevden kanlı bülbüller

Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer



Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Ahmet Haşim

16 Ekim 2011 Pazar

Can Yücel ve Victor Hugo'dan güzel esintiler...

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?


Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?


Sevmek için güzele mi bakmalı?


Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?


Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?


Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?


Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?


Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?


Solması için gülü dalından mı koparmalı?


Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?


Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?


Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?


...................................................................


Yerin seni çektiği kadar ağırsın


Kanatların çırpındığı kadar hafif


Kalbinin attığı kadar canlısın


Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...


Sevdiklerin kadar iyisin


Nefret ettiklerin kadar kötü


Ne renk olursa olsun kaşın gözün


Karşındakinin gördüğüdür rengin


Yaşadıklarını kâr sayma:


Yaşadığın kadar yakınsın sonuna.


Ne kadar yaşarsan yaşa,


Sevdiğin kadardır ömrün...


Gülebildiğin kadar mutlusun


Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin


Sakın bitti sanma her şeyi.


Sevdiğin kadar sevileceksin.


Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer


Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın


Bir gün yalan söyleyeceksen eğer


Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.


Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret


Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın


Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın


Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.


Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın


Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.


Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..


İşte budur hayat!


İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın


Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün


Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun


Çiçek sulandığı kadar güzeldir


Kuşlar ötebildiği kadar sevimli


Bebek ağladığı kadar bebektir


Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,


Sevdiğin kadar sevilirsin...

6 Haziran 2011 Pazartesi

Hürriyet Kasidesi

HÜRRİYET KASİDESİ

1.Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

2.Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten

3.Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten

4.Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır
Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten

5.Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten

6.Hemen bir feyz-i baki terk eder bir zevk-i faniye
Hayatın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten

7.Nedendir halkta tul-i hayata bunca rağbetler
Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten

8.Cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim
Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten

9.Felekten intikam almak demektir ehl-i idrake
Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten

10.Durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette
Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten

11.Eder tedvir-i alem bir mekînin kuvve-i azmi
Cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten

12.Kaza her feyzini her lutfunu bir vakt için saklar
Fütur etme sakın milletteki za'f u betaetten

13.Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı
Felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten

14.Ziya dûr ise evc-i rif'atinden iztırâridir
Hicâb etsin tabiat yerde kalmış kabiliyetten

15.Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim
Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten

16.Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim
Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten

17.Biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyette
Bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten

18.Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet
Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten

19.Kemend-i can-güdâz-ı ejder-i kahr olsa cellâdın
Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esâretten

20.Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten

21.Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler
Ki ednâ zevki aladır vezâretten sadâretten

22.Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâza dönmüş kim
Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten

23.Müberrâyım recâ vü havfden indimde âlidir
Vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükümetten

24.Civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan ye bidâd
Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten

25.Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

26.Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret
Ezilmez şiddet-i tazyikten te'sir-i sıkletten

27.Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten

28.Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme
Cemâlin ta ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten

29.Ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i istikbâl
Cihanı sensin azad eyleyen bin ye's ü mihnetten

30.Senindir devr-i devlet hükmünü dünyaya infâz et
Hüdâ ikbâlini hıfzeylesin hür türlü âfetten

31.Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten 

 Namık KEMAL


 1.Çağın değer yargılarını doğruluktan ve samimiyetten sapmış görerek kendi arzumuz ve saygınlığımız ile devlet kapısından ayrıldık.

2.Kendini insan bilenler halka hizmet etmekten usanmaz, mürüvvet sahibi olanlar zavallılara yardım etmekten kaçınmaz.

3.Eğer millet, hor görülmüşse onun şanına bir eksiklik geleceğini sanma; yere düşmekle cevher, değerinden özünden birşey kaybetmez.

4.Vücudun mayası, vatan toprağıdır; bu vücut, acı ve sıkıntı içinde vatan yolunda toprak olursa, en küçük bir üzüntü duyulmaz.

5.Dünyada zalimin yardımcısı, aşağılık kimselerdir; insafsız avcıya hizmetten zevk alan ancak köpektir.

6.Hayatın değerini iyi şöhretten yüksek tutanlar, edebî bir feyzi geçii zevk için terk ederler.

7.Halk arasında ömür uzunluğuna bunca düşkünlük nedendir?Emaneti korumaktan insanın menfaati nedir bilmem!

8.Cihanda kendini her fertten alçak gören kişi ayıplanmaktan utanır fakat kendi nefsinden utanmaz.

9.Akıllı ve bilinçli olanların, yaptıklarından pişman olup çalışmalarını artırması ve bunlardan ders alması, felekten intikam almak demektir.

10.Başarının, üstünlüğün değeri, milletin gönül birliğinde durur; koruma ve kollama eserleri ise ümmetin düşüncesinin çarpışması ile çıkar.

11.İktidar sahibi bir kişinin azim gücü, dünyanın bir düzene girmesini sağlar; metanet sahibi kişilerin ayaklarını sağlam basması ile cihan titrer.

12.Kader, her feyzini, her lütfunu bir zaman için saklar; milletteki gevşeklikten, zayıflıktan sakın korkma!

13.Zincire vurulmuş aslana ayaklarının güçsüzlüğü töhmet değildir; bu dünyada nasipsiz himmet sahiplerinden talih utansın.

14.Işık yüksekliğin doruğundan uzaksa çaresizliktendir; tabiat yerde sürünen kabiliyetten utansın.

15.Biz o osmanlılar boyunun ulu soyundanız; mayamız, bütünüyle şehadet kanıyla karılmıştır.

16.Biz o yüce hamiyetli, çalışkan ve güçlü kişileriz ki bir küçük aşiretten dünyaya hükmeden bir devlet meydana getirdik.

17.Biz o yüce yaratılışlı milletiz ki hamiyet meydanında ayaklar altında toprak olmaktan bize ölüm daha iyi gelir.

18.Hürriyet mücadelesi korkulu ateş olsa ne dert, yiğit olan bir insan gayret meydanından kaçar mı?

19.Cellâdın can yakan kemendi acımasız bir ejder bile olsa, yine bin defa esaret zincirinden daha iyidir.

20.Felek her türlü eziyet yollarını toplasın gelsin, millet yolunda hizmetten dönersem kahpeyim.

21.Bu yolda çektiğim acılar, sıkıntılar anılsın; bunun en basit zevki bile vezirlikten, sadrazamlıktan daha iyidir, yücedir.

22.Vatan, bir vefasız alaycı sevgiliye dönmüş, aşkına bağlı olanları gurbet acılarından ayırmıyor.

23.Korkudan, yalvarma yakarmadan uzağım; benim yanımda görevim menfaatimden, hakkım hükûmetin kötü niyetlerinden daha üstündür.

24.Ey zalim!Milletin yiğitleriyle mücadeleden sakın; senin zulmünün kılıcı hamiyet kanının ateşi karşısında erir.

25.Zulüm ile, işkence ile hürriyeti ortadan kaldırmak ne mümkün; eğer kendinde bir güç görüyorsan insanoğlundan idraki kaldırmaya çalış.

26.Gönülde çalışma gevheri, elmas cevherine benzer; ağırlığın tesirinden, baskının şiddetinden ezilmez.

27.Ey hürriyetin güzel yüzü, sen ne büyüleyici imişsin. gerçi esaretten kurtulduk derken senin aşkının esiri olduk.

28.Şimdi kalbi fethedecek güç sendedir, güzelliğini gizleme; güzelliğin, milletin nazarlarından ebediyete kadar uzak kalmasın.

29.Ey geleceğin umudu, sen ne can dostuymuşsun; dünyayı bütün üzüntü ve sıkıntılarından kurtaran sensin.

30.Hükmetme çağı senindir, hükmünü dünyaya geçir; allah yüceliğini her türlü belâlardan korusun.

31.Ey yaralı kükreyen aslan, senin gezdiğin güzel sahralar zulmün köpeklerine kaldı, artık gaflet uykusundan uyan!

2 Haziran 2011 Perşembe

Vefaya Giden Katliam

Kendi doğrularım yalnız bıraktı beni,
Herkesten ve her şeyden önce. ‘E.Batur’





Kandırıyorlarmış bizi sevmişiz katillerimizi

En güzel şarkıyı ihanet makamında dinle

Bir şehrayinken eski fotoğraflar

Notalar düşer gözlerinden

Şimdi

Yolara düşeceğiz ölülerimizi ve ölümü aramaya

Bir suskun dost geçer birazdan kıyımızdan

Bilmez onu aradığımızı ve onu ağladığımızı

Hepimiz mi iyi değiliz

Ne çabuk unutuluyor yüz hatlarımızda ki sırlı hiyeroglif

Bizden habersiz siliniyor kader çizgimiz

Şimdiden sonra

Birileri ağlıyor mezarlıktan çok beride

İnsan doğdu, acı çekti ve öldü

Ama hiç bir şey net değildir

Bir şeyden özge

Kim ne derse desin

Kimsenin kendi dediğin olmadığı bir çağda

Her ne halde olursa olsun

Dostluk

Gecenin bir yarısı kırıp

Girmekte kapısını O’nun evine

‘O’ hayallerde yok artık, biliniyor

Katillerin,cellatların,suçluların,otoritelerin yüz hatlarından

Gayri bir minyatür gönder üşenme

Ölülerin yüzlerini resmeyleyen mesela Galip Dededen

Aşk denizi

Ki; Vefa Semtinde parçalansın diye duyarlı ellerimizde

Ve acıları gömmekle de bitmez ihanet

Karanfil kokulu çaylardan ne kaldı geriye...

20 Ocak 2010 Çarşamba



Eğer
Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü ve bunun sebebini senden bildikleri zaman sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen, ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan, bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen, Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen, ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen; ve kaybedip yeniden başlayabilir ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen, ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı, altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;
Yeryüzü ve üstündekiler senindir Ve dahası sen bir İNSAN olursun ...

Rudyard Kipling