M. Akif ÇUKURÇAYIR
Parmağıma değil işaret ettiğine bakınız...(Alev Alatlı) *** Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Yalnızca öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum. (Konfüçyüs)
22 Şubat 2012 Çarşamba
HER ZAMAN BİR TAVŞAN BULABİLECEK MİSİNİZ?
James Thurber isimli bir öykücü, “Herşeyin suçlusu tavşanlar” (Die Kaninchen, die an allem Schuld waren) adlı bir öykü anlatır… Almanya’da Berlin’de dil kursunda iken 1997’de dinlediğim bu öykü hala hafızamda… Çok etkili bir öykü… Buyrun:
„Zamanın birinde bir kurt sürüsünün yakınlarında bir tavşan ailesi yaşardı. Kurtlar, tavşanların yaşam biçiminin kendilerinin hoşuna gitmediğini her fırsatta anlatıyorlardı… Kurtlar, kendilerinin mükemmel ve tek asil, doğru, nitelikli varlıklar olduğunu iddia ediyorlardı….
Bir gece deprem oldu ve birkaç kurt öldü. Kurtlar hemen bunun nedeninin tavşanlar olduğunu söylemeye başladılar. Çünkü, onlara göre „tavşanlar arka ayaklarıyla eşinirken depreme neden olmuşlar ve kurtlarda bu yüzden ölmüştü!“
Başka bir gece yıldırım düştü ve yine kurtlardan biri öldü. Kurtlar bunu da tavşanlardan bildiler. Çünkü, onlara göre „tavşanlar ot yerken dişlerini gıcırdattılar ve bu da yıldırım düşmesine neden oldu!“
Kurtlar sonunda tavşanları tehdit ettiler, eğer kendileri gibi „uygar“ bir yaşam tarzına uymazlarsa ıssız bir adaya sürüleceklerine karar verdiler…
Ancak, dünyanın uzak bölgelerindeki iyi dostlar, „kurtlardan korkmayın biz sizin yardımınıza geliriz“ diye haber gönderdiler.
Günün birinde kurtlar yine bir kazaya uğradı ve bunu da tavşanlardan bildiler ve tavşanları derin bir mağaraya kapattılar…
Uzaklardaki iyi dostlar da hemen müdahale ettiler tavşanları kurtarmak için… Ama bu çok uzun sürdü ve birçok zayiatın oluşmasına neden oldu“
***
Türkiye 2003’ten bu yana Cumhuriyet tarihinin en önemli kalkınma hamlelelerini gerçekleştiriyor, bu kesin…
Daha önce defalarca yazdım, ayrıntılara girmeyeceğim… Gerçekten Türkiye her bölgesi, sektörü ve aktörü ile bu gelişme, değişim ve dönüşümün içerisinde…
Rejim tartışmaları, erk (yasama, yürütme, yargı veya asker, sivil) çatışmaları belirli bir yerde yüksek yoğunluğunu kaybetti… Önemli oranda bir „iyimserlik havası“ oluştu…
Anayasa referandumu ile toplum olarak derin bir nefes aldık… Çünkü darbeci grupların, diktatorya niyeti taşıyanların umutlanabilecekleri bir ortam kalmadı...
***
Ancak, „iktidarın doğası“ gereği zamanla başlangıç noktasındaki hedefler ve ilkelerden sapma görülebiliyor. Son dönemlerde Türkiye‘de bu yönde mevcut iktidar sahiplerine yöneltilen önemli eleştiriler var…
Hem yerelde hem ulusalda gözle görülür „rant grupları“ çoğaldıkça çoğalıyor. En son kamu ihale kurumundaki bir milyar liralık (eski para ile bir katrilyon) yolsuzluk akla ziyan çağrışımlar yapıyor…
Bu yalnızca ekonomi alanına yönelik kötü işaretler değil, aynı zamanda siyasal iktidarın farklı ünitelerinde yer alanların ülkeyi farklı biçimlerde yönlendirmeye çalıştıkları ve „farklı bir rantiye“ peşinde oldukları da yazılıp çiziliyor.
***
Unutulmaması gereken şu: Türkiye 300 yıldır karanlık dehlizlerde savruluyor ve var olma mücadelesi veriyor… Cumhuriyet döneminde de zaman zaman karanlığı dağıtacak ışık tünelin ucundan göründü kayboldu…
Bu ışığın en güçlü bir biçimde görüldüğü dönem, son iktidar dönemidir… Çünkü, mesaj şuydu Avrupa Birliği temel hedeftir; Türkiye bütün kesimleriyle kucaklanacak, yaraları sarılacak; memleketin mağdur ve mahzunlarının yüzü gülecek… Demokratik haklar ve özgürlükler genişletilecek; dikatoryalara her düzeyde son verilecek…
Türk-Kürt; Alevi-Sünni; Doğulu Batılı gibi ayrımlar yapılmayacak ve hiçbir ideolojik „takıntı“ da gündeme gelmeyecek; darbeci geleneğe son verilecek…
Herkes din, dil, mezfep, cinsiyet, ideoloji, ırk ve bölge ayrımı gözetilmeksizin her düzlemde yalnız ve yalnız „yurttaş muamelesi“ görecek…
***
Bunların gerçekleştirilmesi için elbette ki dev adımlar atıldı… Halkın olağanüstü desteği ile çok önemli bir yere gelindi…
Ancak, şu anda çok önemli sayılabilecek „şaşkınlıklar yaşandığı“ ve „yanlışlar“ yapıldığı gün gibi aşikar… AB unutuldu; her kurumda minik diktatoryalar icad edildi… Demokratik kamuflajlı modern diktatoryalar olarak tanımlayacağımız bu yapılar çok can sıkıyor… Aceleyle yeni Anayasa çalışmaları için seferberlik ilan edilmeli ve Türkiye’yi Avrupa Birliği hukuku standartlarına yaklaştıracak adımlar atılmalıdır…
Terörün bitirilmesi için TÜRKİYE seferber edilmelidir. Bu işin vebali arttıkça artıyor…
İktidarların görevi „gayri memnun“ ya da yaygın politik söylemle „muhalif“ üretmek değil, kucaklayıcı ve adil olmaktır…
Özellikle yerel yönetimlerin çok sıkı denetlenmesi gerekiyor, parti farkı gözetmeksizin… Yolsuzluklar „kırmızı alarm“ veriyor… Acilen üzerine gidilmeli ve gerekli mekanizmalar çalıştırılmalıdır…
Yeni planlanan reformların „kayıtsız şartsız onaylayıcılarla“ değil, „muhalif ve farklı bakış açılarına sahip“ liyakatli kimselerle de tartışılması gerekiyor.
Bu reform hedeflerinin başında da „yeni büyükşehirler“le ilgili reform çalışmaları gelmektedir. Bu noktalara azami duyarlılık gerekiyor… Yoksa, hayat sınırlı/sonlu olduğu gibi iktidarlar da sınırlı/sonlu bir kader ile vardırlar…
Turgut Özal Türkiye’ye çağ atlatan bir Başbakandı… En büyük eksiği „hukuk reformunun yapamamak“ olarak tarihe geçti… Ama, Özal dönemin karanlık lordlarına güç yetiremedi ve arkasında halk desteği bu kadar değildi… (Konuyla ilgili etkili bir analiz için bakınız Nilüfer Göle: 1980 Sonrasında Sivil Toplum isimli makale…)
Bu nedenle gecikilmeden „hukuk reformu“nun tamamlanması ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin adam gibi yaşayacağı hukuk sisteminin kurulması gerekiyor…
„Günah keçisi aramak“ ve „üretilmiş günah keçilerini kurtların önüne atmak“ iktidarın devamı için her zaman en iyi çözüm olmayabilir…
VE iktidar (Başbakan ve bazı bakanlarda bu türden düşünce ve davranışlar olmasa da) bugünlerde müttefikleriyle bile çatışma görüntüsü veriyor ki, bu hiç de hayra alamet olmasa gerek…
Kıssadan Hisse: Yanlışları, hataları, sorunları ve hatta haksızlıkları yansıtabileceğiniz bir “tavşan” her zaman bulunmayabilir.
Per aspera ad astra!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

